Yeni Sayfa 1
  30 Temmuz 2010 Cuma 12:36 KKTC heyetinden Öngel e ziyaret  - 00:11   Silifke de yeni bir dernek   - 00:07   Gözlükule de Kazı Çalışmaları Sona Erdi  - 23:58   Emrah Oksal, Muhtar İle Biraraya Geldi  - 23:55   Karboğazı Şenliği 1 Ağustosta  - 23:52   Ali Oksal, Soru Önergesi Verdi  - 23:45   Tarsus PTT Müdürlüğüne Nuri Kırşan, Geldi  - 23:43   Yakup Boncuk yazdı; DENİZ SEFASI  - 23:39   Şandır, Tarsus tan Yüklendi  - 23:31   Tarsus Abdülhey’e sevdi  - 23:26  

 
 
 

NECDET YILDIRIM IN KÖŞE YAZISI
Mersin'in sayılı avukatlarından Mersin'in tanınan simalarından olan aynı zamanda Mezitli Gazetemiz köşe yazarından Av. Necdet Yıldırım gündemin en sıcak konuşu “Fotokopi Darbe Belgesine” dünden bügüne bir bakış açısı yapmış.

İşte Av. Necdet Yıldırım ın köşe yazısı ;




BENDEN SELAM OLSUN BOLU BEYİNE
“Benden selam olsun Bolu beyine



Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır.



At kişnemesinden, kargı sesinden



Dağlar seda verip, seslenmelidir.”



Hepimiz Köroğlu destanını belli bir biçimde biliriz. Çocukluğumuz bu destanı dinlemekle, bu destanı anlatan sinema Filmlerini izlemekle geçti.
Destanda acımasız mı acımasız, Padişahtan çok padişahçı, astığı astık, kestiği kestik bir bey.
Önüne gelenin gözünü oyar. Tıpkı Köroğlu Âlinin babasının gözünü oyduğu gibi.
Süleyman’a kalmayan fani Dünya Bolu beyine de kalmadı.
Harun gelip Karun olan Harun’a da bu Fanimi fani Dünya kalmadı.



Herkes müstahak olduğu sona kavuştu.
Bolu şehri çok güzel. Yeşili,doğası,gölleri,havası ile yaşanası bir şehir. Hele abant’ı varki.
Devlet sanki orada kuruldu, orada yıkılacak.”Hani Sivas Katliamında [Cumhuriyet Burada Kuruldu, Burada Yıkılacak] sloganı atılıyordu ya”.
Ne hikmetse herkes orada toplanır.



Ülkemizde bizce bilinen ancak, bir kesim tarafından bilindiği halde ne işlediği belli olan bir takımın bütün toplantıları da bu Abant’ta yapılır.



Her türden rejim karşıtı koalisyon yapmış orada toplanmış.
Yapılan bu toplantıda önceki dönemlerde sadece muhalif olarak bilinen, müesses nizama karşı olduğu aşikâr olanlar katılırdı.
Şimdi müesses nizamın içindeki belli mevkilerde görev alanlarda katılmakta sakınca görmediler.
Sayın Başbakan yardımcısı varlık gerekçesini belli yerlere çatmakla kurduğu için vede siyasi kimliği olduğu için yorum yapmaya gerek duymuyorum.
Ancak işgal ettiği makam bakımından bir ilin bütün insanlarını Devlet adına temsil eden Devletin Valisine ne demeli!
Valiler sonuç olarak “Devlet Memurudur”.Siyaset yapamazlar. Siyasi yorum yaparlarsa yurttaşlar karşısında tarafsız olma kimliğini yitirirler.
Haydi katıldın. Yaptığın konuşma deyme siyasetçilerin dahi yapmasında tereddüt ettiği, son derece tutarsız, bulunduğu görevden uzak, sadece Devlet görevi dışında temsil ettiği anlaşılan, cemaat adına konuştuğu belli olan çağdaş Bolu beyine ne demeli.
Bu militanlarla donatılmış bir Devlet yapısında insanın Köroğlu’nun yukarıdaki dizesini hatırlaması yanlış mı olur?



"Benden selam olsun Bolu beyine,



Çıkıp şu dağlara yalanmalıdır"
Ne dağa çıkarız ne de başka bir şey.Eleştiri hakkımızı kullanıp,



"Keser Döner sap Döner,



Gün gelir hesap döner"  der geçeriz.
Gelgelelim mayınlı arazi yasasını unutturan şu meşhur “Fotokopi Darbe Belgesine”



Bu belge değeri olan, kanıt olabilecek bir Belgemidir? Yoksa sadece “Delil başlangıcı”sayılabilecek, başka yan kanıtlarla ispatı mümkün olan bir belgemidir?
Bu Askeri Darbe Belgesimidir? Yoksa Sivil Darbe Belgesimidir?



Öyle ya bütün darbelere karşı değilmiyiz.
Kişisel bazı görüşlerine katılmadığım, ancak Hukuk Bilgisinden ve Hukukçu Kimliğinden asla şüphe etmediğim, Yargıtay eski Başkanlarımızdan ”Onursal Yargıtay Başkanı”Prof. Dr.Sami Selçuk, şöyle demektedir. Bu belge ile hüküm kurulamıyacağını uzun uzun anlatarak, fotokopi belgenin, nasıl değiştirilebileceğini ve şüphe uyandıran bir “Kanıt Başlangıcı” olduğunu bu nedenle de “Şüpheden Sanık Faydalanır” temel ilkesi uyarınca buna dayanarak hüküm kurulamayacağını ve dava açılamayacağını görüşündedir.
Peki ne yapmalı?
Geçmişte Hukuk dışına çıkmış, kimi darbecilerin, kimi mafyalaşmış, Devlet görevlilerinin, Siyasetçilerin ve işadamlarının hukuk karşısına çıkarılması gerekmiyormu?
Güzelim ülkemin insanlarından Demokrasi dışı uygulamalardan mağdur olmayanı var mı?
Şimdiki Başbakan hapis yatmadı mı?
Sayın Demirel Zincir bozanda zorunlu ikametgâha tabi tutulmadı mı? 6 kere gidip 7 kere gelmedi mi?
Sayın Baykal Zincirbozan’da zorunlu ikamet edenlerden değil mi?



Siyaset yasağına muhatap olmadılarmı?
Bu zevat bir bölümü.



İşkence görenler, kaybolanlar, yıllarca özgürlüklerinden olanlar. Bulundukları Makamlarını kaybedenler. vs.vs.
Ben de 12 Eylül mağdurlarından biriyim.Otuz beş gün çok iyi bir muamele ile misafir edildim. Sağlığımı yitirdim. Yıllardır uğraşırım düzenimi bulamadım.



Ancak o dönemin canilerince bana yapılan kötü muamelenin hesabı tutmak için,akıl dışı "Devlet Düşmalığı"kimliğine hiç bürünmedim.



Devlet kaılıcıdır.Gidici olan kendini Devlet zaneden zavallılar.
Hangi müdahaleden sonra ülkeye daha iyi Demokratik koşullar geldi. Ülke fakirleştikçe fakirleşti. Bir avuç insan bu ülkenin yoksullukları üzerinden zenginleşti, zenginleşti, şiştikçe şişti.
Şimdi “Harun gibi” gelip, yarın “Karun Gibi” Gideceklere ne demeli?
Diyarbakır zindanları insanların zulüm gördükleri,Devletten insanlığından utandığı mekânlar oldu.



Bugünkü Kürt sorunun kronik hale gelmesindeki önemli etkenlerden biride, o bölgelerdeki darbe kırıntılarının uygulamaları değilmidir.
Kısaca kim ki hukuk dışına çıkmıştır, bunun karşılığı olan “Suç ve Ceza” prensibi uyarınca cezayı görmelidir. Kimsenin yaptığı yanına kalmamalıdır.
O dönem”Kominizmle Mücadele Derneklerini” kuran cemaat liderinin bugün kalkıp Demokrasi adına ülkenin altını üstüne getirmesine ne demek gerekir.
Sen kimi kandırıyorsun. O günde birinin emrinde idin, bugünde emrinde olduğun unsurun sığınmacısısın.
Ancak bu zat dâhil herkesin hukuk içinde, hukuk kurallarına uygun olarak hesabını vermesini sağlamak da bizim gibi kesinlikle Demokrasi Yandaşı olan kişilerin görevidir.
O zamanda Hukuk dışılığa karşı olduk, bugünde Hukuk Dışılığa karşıyım.
Demokrasi dışında hiçbir yolun yolcusu değilim. Her türden Demokrasi dışı eyleme ve kalkışmaya karşıyım.
“Askeri Darbeler” Türkiye için hiçbir zaman çözüm olmadı.”Sivil Darbeler”de çözüm olmayacak.
Askeri Darbeleri bahane ederek, işin etrafından dolanarak Sivil Darbe yapmaya çalışanları da engellemek bizim görevimizdir.
Bu nedenlerle kim ki Hukuk arayacaksa Hukuk içinde aramalıdır. İnsanları peşin zan altında bırakmanın,”Yargısız İnfaz “ etmenin korunacak bir tarafı yoktur. Neyi yapacaksan, Hukuk içinde, entrikasız, hilesiz ve kurallar içinde yapacaksın.
Eğer uygulayacakların başka bir stratejinin parçası ise bu ülkenin sahibi olan bütün yurttaşların “Dur bakayım, sen ne yapıyorsun” demeye hakları vardır.
Öyle oraya buraya aslı astarı olmayan uyduruk, Hukukun değer vermeyeceği belgeleri yerleştirerek, bulanık suda balık avlamalara kimse müsaade etmez.
Gelin beraberce bütün Demokrasi dışı uygulamaların yargı organları önüne taşınmasını sağlayalım.
Varmısınız?
12 Mart,12 Eylül,28 Şubat, Suikastler, Gazi katliamı, Sıvas Katliamı, Başbağlar Katliamı, Maraş katliamı, susurluk davasını, her şeyi, suç işleyen herkesi Hukuk önüne çıkarın.
27 yıllık Avukatım. Şimdiye kadar karşılaştığım birçok olayın, vekilliğini yaptığım birçok dosya ve kişi oldu.
Temel bir kuralla sürekli karşı karşıya kaldık.”Şüpheden sanık faydalanır” ın İstisnası hiç olmadı. Binlerce kararda Belge nedir, kanıt nedir tartışması içinde,Yüksek Mahkemece verilen bütün kararlarda gerek Hukuk Mahkemelerinde, gerekse Ceza Mahkemelerinde kanıt olarak sunulan suret belgeler, başka tamamlayıcı kanıtlarla kanıtlanmamışsa, bu suretlere asla itibar edilmedi.Bunlara dayanarak hüküm kurulmadı. Kurulanı varsa da Yüksek yargıdan döndü.
Hangi objektif hukukçuya sorarsanız alacağınız yanıt bu olur.
Şimdi; elinizde bir fotokopi var. Montaj yapılma olanağı olan, içindeki bilgilerin bir
bölümünün çıkarılması, eklenmesi, sıfatların yerleştirilmesi,imzanın tarnsferi mümkünken, belirleyici kimlik bilgilerinin montajı mümkünken, ve Yargıtay’ca bu belge ve türlerine dayanak hüküm kurulamaz kararları varken, illede bu belgedirin ısrarının altında bir maksat varmı dır?
Bu ısrarda zaten kuşkulu bir biçimde ortaya konmuş bu fotokopinin bir şeyleri karıştırma, müesses nizamla hesaplaşmanın bir aracımı yapılmak istenmektemedir?
Bu ısrarın altında Askere karşı olan planın uygulanması arzusu varmıdır?
Bunların da çözülmesi ve gerçeğin ortaya çıkarılması gerekmektedir.
Geçmişte Askerler Darbe yaptı, öyle ise biz askerlere her tür şeyi reva görelim. Niye bu asker kimin askeri? Biz neden kirli bir oyunun parçası olalım.
Askeri Savcılığın kararına göre bu belge Devletin Hükümeti ile TSK’ni karşı karşıya getirme planının bir parçası. Böyle olduğunu ima ediyor.
Sivil Savcılara bu belgenin kim tarafından üretildiğinin bulunmasını istiyor. Acaba malum cemaat bu nedenle mi huzursuz ve saldırgan?
Biz halk olarak sadece gerçeği istiyoruz. Hukukun herkese eşit ve özdeş olarak uygulanmasını istiyoruz.
Makalemizi Pir Sultan Abdal’ın şu ünlü dizesi ile bitirelim.
“Yürü bire Hızır Paşa



Senin de çarkın kırılır



Güvendiğin padişahın



O da bir gün devrilir”



00:23:00
30 Temmuz 2010
Bu haber  350  kere okundu Yazıcıya Yolla
YORUMLAR
Bu Habere Yorumunuzu Ekleyin
İsim
E-posta
Başlık
Yorum
       Tüm alanlari doldurmaniz gerekmektedir

İletisim   |   Künye   |   Anasayfam yap   |   Sik Kullanilanlara Ekle

Optimizasyon IE 5+ ve FF1+[ 1024 x 768 ] & Macromedia Flash
Sitede verilmis baglantilarin içeriklerinden sadece site sahipleri; yazilan yazilardan ise sadece yazarlari sorumludur.
Site içeriginin telfi hakki bildirilmeksizin kullanilmasi ve çogaltilmasi kanunen yasaktir.
www.mersin-webtasarim.com
www.deryadanismanlik.net
 

www.deryadanismanlik.net